ONDAMED enerjisiyle yaşama yeni bir dokunuş...

Makaleler

Makaleler 2018-01-26T11:39:11+00:00

Lyme Hastalığı: Yardım Sadece Köşeyi Döndüğünüzde Olabilir (Çeviren notu:“ İhtiyacınız olan yardım siz köşeyi döndükten hemen sonra karşınıza çıkabilir”) 

By Susan D. Cornwall, USA

      Kızım ve ben; ONDAMED Topluluğu’yla yolculuğa başladığımızdan bu yana, iki yıldan biraz fazla bir zaman geçti ve bu durumun hayatımızı nasıl etkilediği konusundaki deneyimimizi paylaşmak istiyorum. Geçmişe baktığımızda, bazen, ONDAMED Inc’in CEO’su Silvia Locke’un, benden sadece iki kilometre uzakta yaşıyor olmasının kutsal bir servet olduğunu düşünürüm. Silvia’nın; kızımın Lyme Hastalığı nedeniyle uğradığı belirtileri hafifletme umuduyla, ONDAMED’i denememiz konusunda ısrarcı olması nedeniyle, kendimi daha da fazla kutsanmış hissederim. Silvia’nın ısrarı ve ücretsiz şekilde Caitli’de çalışma isteği bir nimetti çünkü koruyucu bir aile olarak, kızımı bir bilinmeyene doğru yönlendirmek konusunda isteksizdim, özelliklede bu dünyada çok kısa bir süre içinde yaşadığı şeylerden sonra. Hadi, seni doldurayım-şişireyim.

      Dört yaşındayken kızıma tecavüz edildi ve sodomize (Oral veya anal seks) edildi. Beş yaşındayken bir oyun terapistine gidiyordu. Beş buçuk yaşında korku nedeniyle karın ağrısı çekiyordu. 6 yaşında dışarıda şiddetle hareket ediyordu ve taciz-suistimalinin sonucu olarak izole edilmeliydi. Dört yaşındaki kız kardeşi ilk kurbanıydı. Kendi istismarcısından açık bir şekilde öğrendiği bir girişim olarak, yıkıcı davranışlarında bir piyon olarak kız kardeşini kullanmaya başladığında, aynı zamanda manipülatif davranış döngüsü başladı. Tüm bu dönemde; uzun ağrı periyodlarının eşlik ettiği gastrointestinal şikayetleri daha da kötüleşti. Anaokulundayken, daha iyi hissetmek için kusuyordu. İlk kez hastaneye kaldırıldığında 8 yaşındaydı. O yıl boyunca mide ağrısı ve kusma şikayetleri döngüsel formda devam etti. Biz bu şikayetlerinin 6-8 haftada bir tekrarladığını ve 1 hafta devam ettiğini farkettik. 10 yaşına geldiğinde kusma siklusları hastanede yatmayı zorunlu hale getirecek kadar şiddetlendi. Doktorların taşıyıcı bandında bu genç ruhu görünce;  bir ebeveyn olarak testlere, tedavilere, terapilere şahit olmak dayanılmazdı. Bunu daha da dayanılmaz yapan şey şikayetlerin düzelmemesiydi.

     Bir haftalık şiddetli mide ağrısını, 7-10 gün boyunca saat başı kusma şikayetleri takip etti. Zayıflamıştı. Kilolarını geri alacağı şekilde, bu siklus tekrar başlayacaktı.

       Kızım 12,5 yaşında iken; biz makul bir şüphecilik (skepticism ve cynicism eş anlamlıdır. Eski yunan filozofisinden gelir…)anlayışıyla birlikte yinede ONDAMED’i denemeye karar verdik. Başlangıçta Silvia ile dört seans yaptık. ONDAMED ile yapılan bu seanslarda; kızımın Vasküler Otonom Sinyalinin bulgularına göre, vücudunda geniş bir aralıktaki durgun noktalar ve bölgeler (tiroid, böbrekler, dalak ve beyinde tıkanıklıklar, safra kesesi ve daha fazlası) keşfedildi. Bunun neredeyse saçma olduğunu düşündüm. Böyle düşünmemin nedeni; kızımın problemlerinin ve iyileştirecek şeyin sadece bir nedene bağlı olduğunu düşündürten klasik doktrinsel anlayış tarzıyla yetişmemdi.  Daha sonra keşfedeceğim şey; insan vücudundaki tüm organizmaya bakma zorunluluğu, tarihçesi, bireyin davranışı ve neler olduğunu dair geniş bir yaklaşım tarzı kazanmak için olası ikincil konulardı. Bu zihniyet, çok yönlü bir hareket usulüyle ilerlemeyi mümkün kılar. Henüz dediğim gibi, başlangıçta alay ettim ve bu bulgulara güldüm bile.

       Artık gülmüyorum. Silvia benim Dr. Steven Bock’ı görmem konusunda ısrarcıydı. Dr Rhinebeck N.Y.’da bütüncül tıp uygulamaları yapmaktaydı. O sadece kayıp nedenlerin etrafında çalışan biri değildir aynı zamanda ONDAMED’de kullanır (Pek düşünülmeyen hastalıklarla da ilgileniyor gibi…). Biz ONDAMED’in ne olduğu hakkında konuştuk, herhangi bir sağlık uygulayıcısının yapacağı gibi, geniş bir perspektifte yeni kan tahlilleri istedi. Mümkün olan her testi yaptık. Kızımın tüm kan sonuçlarının ONDAMED ile uyumlu olduğunu bulduk. Kızım; immün sistem zayıflığı, tiroid problemi ve nörotransmiter eksikliği ile sonuçlanan şiddetli LYME Hastalığı geçiriyordu. O; karaciğer, böbrek ve safra kesesinde enflamasyona sahipti ve bağırsakları çok kötü durumdaydı. Şaşırdım! Kelimenin tam anlamıyla binlerce Lyme hastasını ve diğer zor vakaları tedavi eden Dr. Block, kızımın vücudunun Lyme hastalığının üstesinden gelebileceği bir noktaya ulaşabilmesi için, antibiyotik tedavisi başlamamız gerektiğini düşünüyordu. Kabul ettim. Bir sonraki hafta geldiğinde kızımın şiddetli ağrısı yoktu ve kusması çok azdı. 5 yıldır ilk kez bu kısır döngüyü kırmıştık. Son iki yıldan daha uzun bir zamandır, kızım ciddi bir hastalığa yakalanmadı, ancak hala normal bir ergen hayatı yaşamıyordu. Kızımın semptomları büyük oranda azalmış olsa da; antibiyotikler amaçlarına hizmet etmiş ve bedeni üzerinde rahatsızlık vermeye başlamışlardı. Bu süre zarfında ONDAMED üç keskin noktası (Tines İngilizce-ingilizce sözlükte “birçatal veya keskin nokta” olarak ifade ediliyor) kullandık. O benim isteğim ve hatamdı. Ben; Lyme’den kaynaklanan semptomları, cinsel travmanın semptomları ve ilacın yan etkilerini ayırt edemedim. Son on dört hafta boyunca, bütün ilaçlara hayır demiştik ve sadece ONDAMED’i ara sıra Bach Çiçek Esansları ve Nux vomica D12 ile birlikte kullandık. Kısa sürede kızım okula geri döndü, dans dersi alıyor, bir trambolinde zıplıyor, ağrı yaşamıyor, kusmuyor ve karanlık ruh hali dalgalanmaları yaşamıyordu. Kısacası iyi geçti. Başlangıçta haftada üç ila dört kez ONDAMED uygulaması yaptık. Daha sonra ikiye indirildi, şu an için her iki haftada bir seans yapıyoruz. Kızımın sağlık bakımını ONDAMED ile yönetiyoruz ve hiç bu kadar iyi görünmedi. Gördüğünüz gibi, ONDAMED kişinin sağlıklı yolculuğunda, farklı noktalarda farklı amaçlara hizmet ediyor.

       Yaklaşık dört hafta önce hiç beklemediğim bir şey yaşadım. Dans ve müzikal tiyatro dersleri veriyorum ve bu derslerin bir kısmı setlerimizin zeminini çiziyor. Bitirince, setin sol üst köşesinde tiyatronun sembolü olan, komedi ve trajedi maskelerinin canlı, kırmızı ve sarı bir tasvirini fark ettim. Etrafıma sordum ve kızımın boyadığı söylendi. Ben uçurulmuştum (sevinçten havalara uçmak gibi…). Kızım; erken çocukluk döneminin travmatik olaylarından kısa bir süre sonra, çizmeyi bırakmıştı. Bana daha güzel bir hediye veremezdi.. ONDAMED kendi rolünü oynadığı için teşekkür ederim.

        Her gün görmek şaşırtıcı olan şey, şimdi bakım için bir sebebe ve yaşamaya değer bir hayata sahip olması. Yaşam kurtarmak sadece kahramanca bir eylem olmayabilir. O  hiçbirşeyi olmayan bir gence basitçe umut vermek olabilir. Bazen yardım tamamen köşeyi dönünce sağdadır.

Tıpta Manyetizma:

ONDAMED- Yeni Bir Tanı ve Tedavi Yaklaşımı

Alexander O Krouham, *Claudia Martínez Mendoza, ** Raquel Mizrahi Chiver**

ÖZET

    Biz bu yazıda manyetizmanın insan üzerindeki; fizyolojik etkilerini, etki mekanizmasını ve fizyolojik özelliklerini gözden geçirmekteyiz. Biz yeni bir yapısal hücresel model sunuyoruz. Bu modelde; elektronların akışı ile oluşan iletken bir mikro devre yapısı sunulmaktadır. Bu durumun; biyokimyasal süreç ve sinir iletiminden, aynı zamanda hücre ve organ etkileşimlerinden sorumlu olduğunu düşünmekteyiz. Tıpta kullanılan elektromanyetik tanı ve tedavi aletleri ile onların bu alandaki büyüme potansiyeleri hakkında yorumlar yapıyoruz.  Biz ONDAMED’i tanıtmaktayız. ONDAMED, 20 yıldır Avrupa’da kullanılan, etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış olan, titreşimli elektromanyetik alanlara dayalı olan tanı ve tedavi cihazıdır.

Anahtar Kelimeler: Manyetizma, elekytromanyetik alanlar, yaşayan matriks, ONDAMED

GİRİŞ (BACKGROUND AND EVOLUTION, “Giriş” Olarak kısaltmak en mantıklısı)

      Tıptaki ilerlemelerin çoğu, tıp dışı diğer bilim dallarındaki araştırımacıların ve bilim insanlarının katkılarına dayanır. Bunlardan biri; 1895 yılında Wilhelm Conrad Röntgen tarafından bulunan, elektromanyetik radyasyonun bir tipi olan X-Ray’in keşfidir.  Bu alanda gelişmeler hızlı olmaktadır.  Fizikçiler, doktorlar ve mühendislerin birlikte çalışmaları sofistike teknolojilerin meydana gelmesine olanak sağlamaktadır. Bunlar arasında; manyetoensefalografi (MEG) gibi manyetik kaynak görüntüleme teknikleri, fonksiyonel manyetik rezonans (FMR), nukleer manyetik rezonans (NMR) ve elektron ışınlı (süzme, yayılma) bilgisayarlı tomografi sayılabilir 1.

     Tıb camiası ilginç olarak; bu aletler tanısal amaçla kullanıldığı zaman, bu tanısal aletleri aynı zamanda ve şaşkınlıkla kabul etmektedir. Fakat tedavi amacıyla kullanıldığında; bu teknolojilerin temel aldığı aynı fiziksel ilkelerin biyolojik etkilerini sorgular ve reddeder. Diğer nedenler arasında; manyetizmanın keşifinden bu yana, gizemin aurasına bağlı tezlerin manyetizma etrafında toplanmış olması olabilir (Çeviren notu: Bu cümle ile yukarıdaki cümle arasındaki bağlantıyı anlayamadım, bence kopukluk var) ,

      Manyetizma hakkındaki bilgiler MÖ 1200 yılları civarında; demirin eritilmesi ve daha sonra neyin mıknatıs ve manyetit (Çekim gücü olan gri-siyah bir mineral) olarak belirleneceğinin tanımlanması ile görülmeye başlandı. Manyetize iğneler ve onların özellikleri hakkında ilk bilgiler 1289 yılında Petrus Peregrinus tarafından yayınlandı.

O manyetik güçlerin temel prensiplerini şu şekilde ifade etmiştir;

1-) Onlar belirli bir uzaklıkta etki eder

2-) Onlar sadece manyetik materyalleri çeker.

3-)  Aynı kutuplar birbirin iter zıt ktutuplar birbirini çeker., ve

4-) Kuzey kutuplar; kuzeye doğru yönlendirme yaparken, kuzey kutupları güney ktutuplarını güneye doğru yönlendirir. (Çeviren notu: Çevirisi böyle olmakla birlikte ifade ettiği anlam, zıt kutuplar çeker aynı kutuplar iter)

      O’nun katkıları; yeni toprakları keşfeden ve istila eden denizcilerin kullandığı usturlabıda kapsar (Çeviren notu: Usturlab: astrolabon, ‘yıldız-yakalar’, astronomi ölçümlerinde kullanılmış tarihi bir ölçüm cihazıdır Kullanım alanları arasında Güneş, Ay, gezegen ve yıldızın konumlarını belirlemek yer alır. ). Manyetizmayı tıp ile birleştiren referanslar Thales de Miletus (MÖ 624‐547) ve Hippocrates (MÖ 460‐360) dan miras kalmıştır.

      Maalesef geçmişte; tıbbi, cerrahi ve psikiyatrik harika tedaviler; manyetik aktivitiye dayandırılırdı. Günümüzde halen; tam bir bilimsel destek almaksızın çeşitli mıknatıs tedavi yaklaşımlarının iddiaları; tıp alanında tedavi ve tanı amaçlı kullanımları ile ve bu doğal fenomenin anlaşılmasında fizikteki muazzam ilerleme ile ters düşmektedir (Çeviren notu: Yani kullanıyoruz ve görüyoruz ama hala net etki şekilleri ile ilgili ispatlanmış bir şey yok).

      Sonuncusu, elektromıknatısların minyatürleşmesi, 1961’de Bell Laboratuvarlarında süper iletken elektromıknatısların geliştirilmesi ve güçlü kalıcı mıknatısların kullanılmasıyla mümkün olmuştur (Başlangıçta Samaryum ve Kobalt, daha sonra neodimyum, demir ve bor). Günümüzde; elektromanyetik yaylar, vasküler kataterlerde kullanılır. Bunun dışında diğer aletlerde; pacemakerlerın gelişimi, inoperabıl aortik anevrizmanın elektrotrombozisi ve intrakraniyel elektroensefalografik izlem için kullanılır 1.

     Tıpta tanı ve tedavi amacıyla kullanılan elektromanyetik alanlar; titreşimli elektromanyetik alanlar (PEMF) olarak bilinmektedir . Onlar ilk olarak 40’lı yıllarda Japonya’da kullanıldı. Fakat FDA ABD’de 1979’a kadar, iyileşmemiş kırıkların tamirinde kemiği stimüle etmesi için kullanımına onay vermedi. 10 yıl sonra FDA; yumuşak yüzeyli dokulardaki ödemi ve ağrıyı azaltmak için kullanımına onayladı 2.

TEMEL PRENSİPLER VE TANIMLAMALAR

Aşağıdaki fiziksel ve biyolojik prensipler; insanoğlunda manyetizmanın etkilerini yönetir.

      Manyetizma, çekirdeğin etrafında yörüngelenen elektronlardan köken alan, maddenin bir özelliğidir. Bu etki, manyetik alanların oluşumu ve dönüşümü olarak bilinen bir yönlendirme (veya iç açısal moment)(Çeviren notu: “moment:hareket eden bir nesnenin hareketinin niceliği”) meydana getirir. O; Gauss (G) veya Tesla (T) ünit olarak ölçülür (Bir T 10.000 G eşittir). Dünyanın manyetik gücü yaklaşık 0.5 Gauss’tur. Bununla birlikte dünyanın nükleer manyetik rezonans (NMR) donanımı 1.5-2.1 T’dir 3. O, uzayda kendi kendini sürdürebilen manyetik güçler ve titreşen elektrik aracılığıyla oluşur. Hareket eden elektrik yükü; tüm manyetizmanın ana nedenidir. Ve elektriksel alanda herhengi bir değişime, manyetik alanda ve tam tersi bir değişim eşlik eder 4, 5

     Bilinen evrendeki tüm enerji şekilleri elektromanyetik spektrumda düzenlenmiştir.  Bu; moleküler bağlantıları kırma yeteneğine sahip iyonize radyasyona ve moleküler bağlantıları kırmayan iyonize olmayan forma bölünür (Bu optik ve elektromanyetik radyasyonu içerir). Bu spektrum; düşük enerji elektronları ve daha yavaş elektrik akım hareketinden, yüksek enerji fotonları ve görünebilir ışığın hızı ve diğer dalgalara kadar herşeyi kapsar. İnsanlar doğrudan görsel biçimde olmasada, ışık, renk, ısı ve sesin etkilerinden bu freakansların çoğunu algılar 5, 6.

      Frekans; bir saniyede bir dalga hareketi veya titreşimi olarak, tam siklusun sayısı şeklinde tanımlanır. O, hertz (Hz) olarak ifade edilir. Dalgaboyu ise, bir dalganın iki ardışık oluğu veya iki ardışık yarım ayı arasındaki uzaklıktır. Amplitüd; sinyal yoğunuluğunun maksimum noktasıdır 5, 6.

     Uzayda elektromanyetik dalganın hızı, ışık hızına denktir. Fakat maddenin hızı onun elektriksel özelliklerine, daha doğrusu onun geçirgenliğine ve serbestliğine dayanır. Manyetik alanlar, boşa harcamaksızın, birçok maddeye nüfuz etmek için çok iyi bir kapasiteye sahiptir 5.

      Manyetik rezonans; manyetik sistemin doğal frekanslarıyla senkronizasyonunu içerir. Bu manyetik güçler tarafından üretilen uyarılara yanıt olarak atomların gruplaşmasını (=sıralanması) ifade eder. Manyetik rezonans frekansı, non-iyonizedir ve tipik olarak mikrodalgada (elektron  dönüşü için) veya radyo spektrumunda (nükleer dönüş için) lokalizedir. Rezonans metodunun avantajı şudur ki; o atomik süreçte bilgi sağlar ve onu toplam manyetik duyarlık dışında belirli bir frekans seçmeyi mümkün kılar 7

      Radyasyon terimi basitçe, dalgalar ile yayılan enerji demektir. Bir elektromanyetik dalga; bir eksende enerjinin hareket etmesidir. Manyetik terapi; farklı rahatsızlıklar için  tedavi amacıyla kullanılan, en az 6 elektromanyetik alanı kapsar.

  1. Kalıcı/Statik manyetik alanlar: Bir kıvrıma doğru, doğru akımın basit geçişi veya kalıcı mıknatıs ile oluşturulur

  2. Düşük frekanslı sinüzoidal elektromanyetik dalga alanları: Avrupa ve Asya’da 50 Hz, Kanada ve ABD’de 60 Hz frekanslı dağılım hattında bulunur.

  3. Titreşimli elektromanyetik alanlar (PEMF): Çok düşük frekanstan 30 kHz’e doğru, onlar daima aynı kutupları sağlar ve spesifik şekillere ve amplitüdlere sahiptir. Onlar en sık tanı ve tedavi amaçlı kullanılırlar. 

  4. Titreşimli radyofrekans alanları (PRF): Onlar 13.56, 27.12 ve 40.68 Mhz aralıklarında radyofrekans kullanır.

  5. Transkraniyal manyetik/elektrik stimülasyonu: Kısa fakat yoğun titreşimler kullanan tedavi yöntemidir.     

  6. Milimetrik dalgalar: 30 ve 100 Ghz arasında byüksek frekans aralığıdır.

Elektromanyetik radyasyonun medikal amaçlı kullanımı, elektromanyetizmin klasik kanunları ile desteklenir 8.

  • André‐Marie Ampère’nin Kanunu: Elektriksel akımların akışı, çevreleyen alanda manyetik alanlar üretmelidir.

  • Michael Faraday’s İndüksiyon Kanunu: Titreşimli manyetik alanlar; canlı dokular dahil olmak üzere, yakındaki iletkenlerde titreşimli elektrik akımları üretir.

           ETKİ MEKANİZMASI

    İnsanoğlunda elektromanyetizmin etkileri; sadece uyarıcılar yayan enerji kaynağı gözönüne alınarak değerlendirilmemelidir. Biyolojik çevre ile bahsedilen enerjinin etkileşimi esastır. Dolayısıyla in-vitro deneylerin sonuçları in-vivoda mutlak anlamda tahmin edilemez.

       Bir biyolojik yanıtın; manyetik alan, elektrik alan veya elektromanyetik radyasyona bağlı olup olmadığını tanımlamada zorluk yaşanan canlı dokuda, manyetik alanın etkisini tanımlamak  karmaşık bir hal almıştır. ilk ikisi arasındaki fark, elektronların sıralanmasında yatar, oysa elektromanyetik radyasyon uzayda bir mesafede fotonların serbestleşmesi ile karakterizedir 9.Sonuç, manyetizmanın organik etkiden sorumlu olduğunu kanıtlayan çeşitli teorik modellere dayanmaktadır 10.

     Enerji; bir dizi fiziksel ve kimyasal etkileşimi içeren çarpışan moleküllerden üretilir ve her reaksiyonda yer alan reaktanların spesifik karakteristiklerine bağlı bir sonuçtur.

       Hücre zarı iyon etkisi modeli; hücre zarının, iki tarafın elektrik yüklenmesini sağlayacak şekilde yönlendirilmiş biyopolimerlerden oluştuğunu varsayar. Na+ iyonları hücre dışı tarafta, A protein iyonları hücre için tarafta birikir. A- iyonları stoplazmada bol miktarda bulunur ayrıca nötr ve dengeli bir durum sağlamak için K+ iyonları tarafından dengelenir. A-K+ kompleksi; her iki iyonuda ayıran ve bir elektromanyetik tepki üreten  su molekülleri ile çarpışması nedeniyle kopar. K + iyonu zar boyunca seçici pompalama vasıtasıyla tüneller veya kanallar vasıtasıyla hareket eder. Elde edilen depolarizasyon, hücrenin elektrik gücünü ve dolayısıyla fizyolojik davranışını değiştirir 9.   

İyon siklotron modeli, manyetik bir alandaki belirli bir iyonun (yüklü parçacık) hareketine dayanır. İyonlar, statik ve aynı alanda dairesel bir şekilde hareket eder. Dönme zamanı ve yarıçapı bağımsızdır. Anlamlı Rezonans; uygulanan alan frekansı, fenomenin üretildiği hücrenin frekansı ile aynı olduğunda tanımlanır 10. Bu teknoloji; radyolojik tanılar (PET scan), radyoterapi kanser tedavileri için ve ilaç tedavilerini dizayn etmek kasdıyla klinik ve endostriyel laboratuvarlarda detaylı molekül analizi için kullanılır.

       Her iki teori; alternatif alanların etkisini açıklayan iyon paramanyetik rezonans (IPR) modelinde birleşir. Her bir iyonun kendi manyetik momentumunu karakterize ettiği ve elektromanyetik alanla rezonansa girdiği göz önüne alındığında, atomların momentumlarını yönlendirmek için sürekli bir alanın yanı sıra, onları rezonansa girmeye zorlayan belirli bir atom çeşidi ile ayarlanmış bir frekans alanı gerekir . Bu temel fizyolojik etki; nükleer manyetik rezonansa benzer. Aradaki fark; ikincisi atomik nükleusun uyarılmasını içerir. Buna karşılık etki, elektronların uyarılması ile iyon paramanyetik rezonansta üretilir.

      Hekimlere daha yakın olan bir alanda; X ray, iyonize elektromanyetik radyasyonun bir tipidir. O; bir anot, bir katod ve bir güç kaynağı içeren bir alette üretilen  İkincisi; elektronun enerjisi, atomu serbest bırakana kadar ısınan bir tungsten filamentidir.  Serbest elektronlar, bir X-ışını olarak bilinen fotonları üreten bir tungsten plakayla çarpıştıkça dağılan kinetik enerjiyi üreten anoda doğru ivme kazanır 11.

FİZYOLOJİK KÖKENLER

     Bütün insanlar, su molekülleri ile çevrili farklı elementlerin atomlarından oluşurlar. Bu atomlar; manyetik kuvvetler ve elektrik alanları oluşturur. Bu da, yeryüzünün jeomanyetik alanı ve güneş radyasyonu gibi doğal olarak oluşan manyetik alanlardan etkilenir.

     Albert Szent‐Györgi (Vitamin C sentezi nedeniyle 1939’da Nobel Tıp Ödülü sahibi) şöyle yaklaşımı vardır; insan organizmasındaki süreçler çok hızlıdır ve kimyasal reaksiyonlar ve sinir uyarıları ile kolayca izah edilebilecek kadar incedir. Aynı zamanda; protein molekül yapılarındaki ikili bağların, organizmayı bir uçtan diğer uca doğru  yüksek hızda geçebilen elektronları serbest bıraktığını varsayar. O; protein liflerinin, proton ve elektron iletken devreleri gibi hareket ettiğini ve bunun, daha sonra, proteinlerin yarı iletkenler gibi çalıştıklarının doğrulanması sağladığını belirtti 13.

     Modern mikroelektronik devreler ile canlı dokular arasında önemli benzerlik olduğu kabul edildi; bu da amorf katılardaki elektron iletim mekanizmalarının proteinler gibi biyomoleküllerde üretildiğini gösteriyor.Bu, moleküller arasında bir elektron atlaması gibi veya biyopolimer yapısal yolaklar yoluyla hızlı bir vektörel elektron transferi olarak ifade edilir 14.

Oschman13, bu kavramlara dayanarak, yaşayan bir matris olarak adlandırdığı bir iletken sistemin varlığını ileri sürdü.

O; sitoplazmayı, hücre zarını ve  ekstrasellüler boşlukları çekirdeğ bağlayan

bir sitoskeletondan oluşur. Aynı zamanda o;  elektronların serbestçe akmasını sağlayan, tüm hücreleri birbirleriyle ve gen ile iletişim içinde tutan bir kanal sistemi olarak organizma boyunca yayılır.

Bu hipotez başlatıldıktan sonra; hücre içi ve dışı arasında bir bağlantı olarak hücre membranını geçen, integrinler olarak adlandırılan glikoproteinler tespit edildi.

Stimülanlar; hücre büyümesi, bölünmesi, farklılaşması ve hayatta kalması gibi bir dizi işlemi tetikleyen, dolaylı ve geçici olarak integrinin intraselüler ucuna bağlanan bir kinazın üretilmesi yoluyla, hücre dışı boşluktan aktarılır.

      Bu sistemin geri kalan kısmı ekstrasellüler yapısal elemanlardan oluşmuş gibi görünmektedir. Bu elemanlar;  kollajen, mikrotübüller -ara filamanlar ve mikrofilamanlar gibi intrasellüler elemanlar  ve histonlar-DNA’dan oluşan bir nükleer matrixtir. Sistem destek dokusu glikozaminoglikanlardan oluşur; bunların sülfat ve karboksil grupları içeren  uç kısımları önemli negatif yüke sahiptir 14.

      Vücuttaki her hücre; bir verici ve bir elektromanyetik bilgi alıcısı gibi çalışır. Bunlar tam olarak; biyokimyasal fonksiyonlardan önce gelen veya bunlara karşılık gelen frekanslardır. Normal hücreler; hasta hücrelerden farklı frekanslarla salınırlar, bu nedenle biyolojik aktivite, enerjinin etkileşiminin bir ürünüdür. Elektromanyetik radyasyona hücre tepkisi indükleyici bağlantı olarak bilinir.Elektromanyetik kuvvetler, hücreler arası membran boyunca elektrolit hareketleri, toksik ürünlerin atılımı, protein sentezi, hücre metabolizması uyarıları, yüksek enerji bağlantılarının üretilmesi vb. ile karakterize hücre içi biyokimyasal tepkileri üretmeye etki eder 6.  Bu etkilerin tetiklenmesinden sorumlu etki mekanizmalarının membrandaki reseptör-ligand kompleksinin modifikasyonunu içerdiğine dair spekülasyonlar vardır 15.

       Doku ve organlar üzerindeki etkileri çeşitlidir: Kasların gevşemesi, vazodilatasyon, artan kısmi oksijen basıncı (bir trofik etki oluşturur), hücre proliferasyonu, analjezi (endojen opioidlerin üretimi yoluyla) vb. 1997 yılında Ulusal Araştırma Konseyi tarafından desteklenen çalışmalar; elektromanyetik alanların beynin elektroensefalografik aktivitesinde değişikliklere neden olduğunu, tükrük bezlerinde polipeptidlerin sentezinde ölçülebilir değişiklikler oluşturduğunu ve yüksek frekansa maruz kalan hücrelerdeki kalsiyum ve melatoninin konsantrasyonlarını etkilediğine ilişkin daha önceki bulguları onaylıyor 1.

KLİNİK UYGULAMALAR

    Şaşırtıcı bir şekilde; adamın (İnsanoğlu) 120 yıl önce elektrik üretmek ve kontrol etmek için bir yol bulmasına ve diğer tüm teşhis amaçları için başarılı bir şekilde kullanmış olmasına rağmen, tıb camiasında; onun (elektrik) terapötik potansiyeli konusunda hala çok fazla güvensizlik var. Hiç şüphesiz bunun nedeni; sadece biyokimyasal değişim bakımı modelini tercih eden farmasötik endüstrisinin muazzam etkisinden dolayı, tedavi seçeneklerimizin sınırlanmış olmasıdır.

     Farklı radyolojik, elektroensefalografik, elektrokardiyografik, elektromyografik ve diğer çalışmalar; elektromanyetik enerjinin tanısal uygulamaları arasında göze çarpar. Dahası, mikrodalga rezonansı da dahil olmak üzere, tıbbi uygulamalarda zar zor kullanılan çok sayıda teknoloji vardır 15.

     Tıpta terapötik amaçlı elektrik kullanımının ilk raporları, 1841 ve 1850 yıllarına dayanır. Hawthorne ve Lente, sırasıyla; psödoartroz, aşırı artikülasyonları (çeviren notu: kişinin konuşma seslerini yanlış veya eksik üretmesi ?)  ve konsolide olmayan kırıkları tedavi etmek için kullandılar. Yaklaşık 100 yıl sonra, 1957’de Fukada ve Yasuda, Bassett’in daha sonraki çalışmalarına zemin hazırlayan piezoelektrik etkisini tanımladı. O, mekanik çabaların elektrik enerjisi ürettiğini ve bu elektrik akımının kemik dokusunun oluşumunu teşvik ettiğini gösterdi. Daha sonra ise, endojen elektrik uyarıcılarının kemik remodelinginden sorumlu olduğu sonucuna vardı 10.

    Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH); belirtilen semptomlar için elektromanyetik alanlar ile tedaviyi kabul etmektedir; kemik ve kronik tendon yaralanması onarımı, sinir uyarımı, yara ve varikoz ülseri iyileşmesi, osteoartrit, elektro ponksiyon, doku rejenerasyonu, bağışıklık sistemi stimülasyonu ve nöroendokrin modülasyonları 15. Diğer otörler ise bu listeye eklemeler yaparak genişletmiştir; ağrı, travma ve yaralanmanın kontrolü, şişmeyi azaltma ve kan dolaşımını arttırılması, fibromiyalji, enfeksiyöz süreçler (antimikrobiyal etkiler), spesifik sıtma tedavisi, stres azalması, nörolojik bozuklukların düzeltilmesi, fiziksel enerjinin ve atletik performansın arttırılması gibi 9, 16, 17

     Buna ek olarak, elektromanyetizma; uzak kılavuzlu cerrahi aletler, radyo frekansı ve lazer cerrahisi, diyatermi, ilaçlar tasarlamak için kullanılmaktadır veya kullanımı araştırılmaktadır 15,18.

ONDAMED®

      ONDAMED; 1993 yılında, Alman mühendis Rolf Binder tarafından geliştirildi. FDA tarafından; nöroloji kategorisinde, sınıf II tıbbi cihaz olarak listelenen bir titreşimli elektromanyetik alan (PEMF) sistemidir. Aynı zamanda;  “ağrı, rahatsızlık ve genel rahatsızlık üzerine yapılan araştırma ve klinik çalışmalar için güvenli bir araç” olarak değerlendirilmiştir.

     ONDAMED; biofeedback teknikleriyle manyetik alan emisyonunu birleştiren, kapsamlı bir terapötik sistemdir. Cihaz, dokuda elektronik enerjinin yayılımı ile canlı sistemlerin biyolojik olarak yükseltilmesi kabiliyetine sahip, 0,1 ile 32,000 Hz (insanın algılanmaz) arasında değişen, çok düşük yoğunluklu titreşimli elektromanyetik alanlar üretir. Bireysel tepki; hastalık oluştuğunda ve uyumun bozulup-zayıfladığı durumların aksine, toplam uyum içinde titremeyi osilatör (titreşim oluşturan alet) gibi yapan organlar ve dokuların işlevsel bütünlüğüne bağlıdır. ONDAMED, hastalık ve zarara uğrama ile zayıflamış rezonans frekanslarına uygun desteğini sağlayarak iyileşme sürecini güçlendirir ve böylece vücudun kendi onarım sürecini başlatır.

      Uygulayıcının teşhisi;  otonom sinir sistemine bağlı ve radyal nabızdaki değişikliklerle kendini gösteren bir nabız biyofidbek besleme döngüsüyle desteklenir. Spesifik elektromanyetik frekansı algılamanın ardından; organizma, periferik arter tonometri olarak da bilinen vasküler otonomik sinyalin (VAS) amplitüd ve şiddetindeki değişimler ile tepki verir. Bu; sempatik ve non-sempatik nöronlar aracılığıyla, arteriyel düz kas tonusundaki hızlı sistemik değişiklikleri gösteren radyal nabızda olan değişimler ile meydana gelmektedir. O; uyarıcı başladıktan ve 8-15 siklus devam ettikten sonra, bir ila üç kardiyak siklusta bir kendini gösteren tekrarlanabilen bir fenomendir. Bu etki; manyetik akımlar, ses frekansları, renkler, ışıklı dalgalar, duygular, dokunsal algılama, çeşitli maddeler vb. gibi uyarıcılara yanıtta doğrulanmıştır. Bu bağlamda; ONDAMED, mevcut patolojileri veya klinik semptomlar hala ortaya çıkmamasına rağmen rezonans kapasitesinde bir değişikliğin bulunduğu yerde ortaya çıkan patolojileri  belirleyebilir 8.

     Bazı organların ve dokuların spesifik rezonans frekanslarına bazı örnekler şöyle sıralanabilir: periferik sinirlerin tamiri – 2.0 Hz, kemik – 7.0 Hz, kan basıncı – 15 Hz, kan akımı ve dolaşım – 17 Hz, kimyasal duyarlılık – 443 Hz, hipofizyum fonksiyonu – 635 Hz, kolon – 635 Hz, kalp – 696 Hz, tiroidler – 763 Hz, bağışıklık sistemi -835 Hz, endokrin sistem – 1537 Hz, vb. Koşullara ve spesifik etkileşimlere bağlı olarak, aynı organ veya sistem için birden fazla rezonans frekansı olabilir 19.

İşlem basittir: önce, boyuna bir dönüştürücü asılır. Elektromanyetik dalgaları yayan şey budur. Aynı zamanda operatör radial arterdeki vasküler otonomik sinyali (VAS) algılar. Önceden 173 frekansa ayarlanmış programlar uygulanır. Otonomik yanıtta bir değişiklik tespit edildiğinde, bu durum cihaz belleğinde doğrudan belgelenir. Daha büyük tepki veren frekanslar seçilir ve bunlar operatör bir başka dönüştürücü ile vücudu tararken boyun transdüseri yoluyla indüklenir. Vücut taramasına daha yoğun tepki veren yer yine VAS kullanılarak tanımlanır ve enerji bu alana doğrudan uygulanır. Ekipman, tedavi gerektiren bölgelere bağlı olarak kullanılan başka iki uygulayıcı içerir. Biyolojik geri bildirimin spesifik bağımlılığı; bu aletin, herhangi bir anda geçerli olan koşullara tamamen uygun ve kişiselleştirilmiş hale getirir. İşlem her ziyarette tekrarlanır ve değişiklikler daha önce tespit edilenlere göre baskın olan frekansların bazılarında gözlemlenir. ONDAMED’in etkilerini uyguladığı mekanizma hala bilinmemektedir. Bununla birlikte kullanımı ile görülmüştür ki; hücre tamiri ve yenilenmesini uyarır, hematoensefalik bariyerde değişiklikleri teşvik eder. Böylece de hormonların, ilaçların ve gıda desteklerinin asimilasyonuna katkı sağlar. Bununla birlikte onun etkileri;  biyolojik, fizyolojik, enerjik ve duygusal tepkilerden oluşan bir kombinasyon aracılı olduğu aşikardır 16.

SONUÇLAR

    Manyetizma, canlılar da dahil olmak üzere bütün evren üzerinde etkisini gösteren  eden fiziksel bir fenomendir. Elektromanyetizmanın biyolojik belirtileri;, membrandan iyonik akışa yanıt olarak hücresel depolarizasyonun ürettiği etki potansiyelinden,  kardiyak, serebral veya kas elektrik aktivitesi gibi teşhis amaçları için kullanılan organik temsillere kadar değişir.

Hücre ve organ etkileşimlerinin  sorumlusu olarak, sinir iletimini ve biyokimyasal süreçleri  sorumlu tutan fizyolojik model hakkında daha fazla bilimsel kanıt vardır. Bu model diğer süreçlerden önce gelen hücre davranış unsurları olarak elektromanyetik olayları düşünmeyi gerekli kılar. Bu fenomenler için etki mekanizmaları hala tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, depolarizasyon olaylarını başlatarak, en azından hücre zarındaki kalsiyum kanalları üzerinden etki ettikleri açıktır. Bir hücre iskeletinin yapısal modeli; elektronların aktığı mikrodevreleri içeren genomu, tüm vücut hücrelerini  birbirine, hücre çekirdeğini sitoplazmaya ve ekstrasellüler yüzeyi bağlar, bu durum  kapsamlı bir

      Bu önerilerin; organizmanın çalışma biçimini anlamaya çalışmakta yatan önem; anatomistlerin hakim olduğu tamamen tanımlayıcı bir ilk aşamanın fizyolog çağını doğurduğu tıp tarihi boyunca meydana gelenle benzer olduğu görülmektedir. Modern bilim bizi; fizyolojik mekanizmaları daha iyi anlamamıza yol açan moleküler evrelere götürür. Bununla birlikte, bu bilinç, araştırmacıların münhasır etki alanı olmamalı, daha ziyade hasta bakımını yönlendirmek için klinik alana nüfuz etmelidir. Bu durum; elektromanyetizm temelli tedavi modaliteleri nin hala aşırı bilinçsizlik ve inançsızlık ile değerlendirildiği tedavi alanından ziyade, zaten tanısal alanda oluyor. Doktorlar sürekli soruları olan ve araştırmaya açık bilim insanları olmalıdır. Hasta bakımını daha kaliteli hale getirmek adına daha iyi araştırma yapmak için; dogmalari ve etkileri tamamen ticari olan reddetmeliyiz.

    Bu fenomenleri anlamak, geleneksel tıbbın ufuklarını genişletmeyi yani hastalıkların karmaşık fizyopatolojik mekanizmaları hakkındaki bilgimizi arttırmayı mümkün kılacaktır.

     Tıp, sağlık hizmetleri için mevcut teknolojileri geliştirmek ve yeni teknolojiler geliştirmek için diğer disiplinlerden bilim adamlarıyla çalışmalıdır. Bu; günümüzde,  son zamanlara kadar şüpheli olan kapasiteleri sunan tanısal ekipmanların oluşturulması ile doruk noktasına ulaşan, sağlık uzmanları ve fizikçiler arasındaki kusursuz  ortak çalışmadır. Uluslararası Tıbbi Hekimler Örgütü’ne (IOMP) göre, 2009’a kadar bu alanda sağlık alanında çalışan 18.000’den fazla profesyonel vardı.

      Son olarak, ONDAMED, tanı ve tedaviyi mümkün kılan bir teknolojidir. Etyolojisi bilinmeyen ve sadece palyatif bakımın mümkün olduğu  genelde kötü sonuçlara sahip olan birçok hastalığın tanı ve tedavisinde etkinliğini ve güvenliğini kanıtlanmıştır. Diğer geleneksel değerlendirmeler ve tedavilerle birlikte, hastaların yaşam kalitesini önemli derecede arttırmaya yardımcı olan çok kullanışlı bir araçtır.

Titreşimli Elektromanyetik Alan Terapisinin Biyolojik Etkileri

Keith R. Holden, M.D.

Giriş

        Titreşimli elektromanyetik alan (PEMF) terapisi; zamanla değişen veya titreşimli elektromanyetik alanların, vücut dokularında mikroakımlar oluşturması ile etki göstermektedir (Çeviren notu: Tam anlamı budur). Bu mikroakımlar; amplitüd, frekans ve dalga formu gibi alan parametrelerine bağlı olarak spesifik biyolojik tepkiler meydana getirir.   

       Vücut; çoklu elektromanyetrik alanlar içerir ve herbir doku ve organın benzersiz bir elektromanyetik imzası vardır. Bilgisayarlı Eksen Tomografi (CAT) ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) taramaları; PEMF’ler kullanarak vücut dokularının haritasını oluşturmak için bu benzersiz imzaların avantajını kullanır. PEMF’in tanısal faydaları kabul edilip yaygın olarak kullanılmaya devam ederken, tıp uygulayıcıları PEMF’lerin terapötik faydalarını halen anlamaya çalışmaktadır (realize: anlamaya çalışmak, olarak çevirdim)1954’te Japon bilim adamları, ilk önce kemiğin piezoelektrik özelliklerini rapor ettiler. Bu bulgu, hasarlı kemiğin elektrik alanlarına ve PEMF’e  terapötik olarak yanıt verdiğini gösteren daha ileri araştırmalara zemin hazırladı. Daha sonra 1995’te, Kentucky Üniversitesi’ndeki bilim adamları, her yumuşak dokunun belirli elektromanyetik frekanslara olumlu yanıtlar verdiğini buldular. 1

         O tarihten bu yana, PEMF’lerin biyolojik ve terapötik etkilerini belgeleyen klinik araştırmalar, dramatik bir şekilde artış gösterdi. Birçok etkin PEMF cihazının geliştirilmesine katkıda bulunan bu araştırmalara rağmen, Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), spesifik hastalıkların tedavisinde bu cihazların nispeten çok azına onay verdi. Bununla birlikte, klinik kanıtlar artmaya devam ederken ve hastaların etkili ama daha güvenli tıbbi tedavilere olan talebi artarken, bu durum muhtemelen değişecektir. 30 yıl önce FDA’in ilk terapötik PEMF cihazını onaylamasından bu yana, bu cihazlarla ilgili olarak hiçbir pazarlama sonrası güvenlik uyarısı yayınlanmadı (Çeviren notu: ABD’de böyle bir sistem var. “Postmarketing” denilen, Ürün piyasaya çıkar ve izlemeye alınır, sorun saptanırsa uyarı yayınlanır veya piyasadan çekilir). Bu durum; Terapötik PEMF’in kısa dönem (Çeviren notu: Yani piyasaya çıkalı kısa zaman olduğu için) etkinliğini göstermektedir.

         PEMF terapisinin faydaları; çok çeşitli tıbbi hastalıklarla ilgili olarak yapılan çok sayıda hakemli klinik çalışmada dokümente edilmiştir.  PEMF terapinin kullanımı ile ilgili yapılan randomize, çift kör, plasebo kontrollü klinik çalışmalarda gösterilmiştirki; kronik bel ağrısı, fibromiyalji, servikal osteoartrit, diz osteoartriti, lateral epikondilit, artroskopik diz cerrahisi sonrası  düzelmede, intervertebral lomber füzyonlardan iyileşme için, persistan rotator manşet tendiniti, depresyon ve multipl sklerozda kullanımı faydalıdır. 2,3,4,5,6,7,8,9,10,11

PEMF Tedavisi ve Güncel FDA Durumu FDA 1979 yılında; PEMF tedavisinin kullanımını, kaynamamış  kırıkların tedavisinde kullanılmak üzere, elektriksel kemik büyüme stimülatörleri kategorisinde onayladı. Ardından FDA PEMF’in kullanımını; artrodezi, başarısız spinal füzyonu ve konjenital psödoartrozu takiben gelişen başarısız eklem füzyonu tedavisinde kullanılmak üzere onayladı. 1987 yılında FDA yüksek frekanslı PEMF cihazına; yüzeysel yumuşak dokudaki postoperatif ödem ve ağrının palyatif tedavisinde yardımcı tedavi olarak pazarlama izni verirken, resmi anlamda yeni yasadan muaf tuttu 510 (k).  2008 yılında FDA tarafından, şirketinin “hedeflenen mikroakım terapisi” adını verdiği benzer bir cihaza onay verildi.    

        Son olarak Ekim 2008 yılında FDA; antidepresan tedavi kullanmasına rağmen yeterli iyileşme sağlamayan Major Depresyondaki erişkin hastaların tedavisinde, tekrarlayan transkraniyel manyetik uyarı (rTMS)  kullanan bir PEMF cihazına onay verdi. Çok merkezli bir çalışmada; hastaların yaklaşık yarısında depresyon semptomlarında belirgin düzelme sağlandı. Aynı çalışmada; 6 haftanın sonunda hastaların üçte birinin semptomlarında tam bir iyileşme sağlandı.

PEMF Tedavisinin Geleceği

        Çok çeşitli sağlık koşullarında yapılan önceki araştırmaların bulguları göz önüne alındığında,PEMF tedavisinin geleceği  heyecan vericidir. Örneğin klinik araştırmalardaki ön bulgular rTMS’nin; şizofreni, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığının tedavisinde ümit verici olduğunu göstermiştir.13,14,15,16,17

Kardiyovasküler hastalıkla ilgili olarak yapılan çalışmalar; PEMF tedavisinin, kan yoğunluğu, kan viskozitesi, toplam kolesterol ve trigliseridleri nasıl düşürebileceğini, yüksek yoğunluklu lipoproteini (HDL)ise nasıl yükseltebileceğini göstermiştir.18,19

        Bu çalışmaların; ABD’de ölümlerin ilk nedeni olan kalp hastalıkları hakkındaki ileri araştırmaların hızlanmasına hizmet edeceği  ümit edilir. Başka bir çalışma; PEMF tedavisinin, akut inme sonrası beyin dokusunda oluşan hasarın iyileşmesini nasıl hızlandırdığını göstermiştir. 20

İlaçlara dirençli bakterilerin ortaya çıkışı ışığında yapılan klinik çalışmalar; PEMF tedavisinin bir gün, Staphylococcus aureus enfeksiyonlarını inhibe etme ve güçlendirilmiş antibiyotik tedavisi konusunda, nasıl standartların bir parçası haline gelebileceğini göstermektedir. 21,22 Antibiyotik direnç sorununu karmaşıklaştıran; biyofilm adı verilen, bakterilerin yaşadığı ve geliştiği dinamik mukoza benzeri yapılardır. Biyofilmler; bakterileri korur ve bakteriyel hücre-hücre iletişiminde ve genetik bilgi değişiminde yardımcı olur. Bir biyofilm dışında yaşayan aynı bakteri, bir biyofilm içinde yaşarken antibiyotiklere karşı daha az duyarlıdır. Çalışmalar; PEMF tedavisinin, bu tehlikeli bakteri çeşitliliğini etkin bir şekilde ele alabileceğini göstermektedir.23,24

       Çalışmalar aynı zamanda; bir gün PEMF tedavisinin kanseri tedavi etmek için kullanılabileceğini akla getirmektedir. Bulgular PEMF tedavisinin kanser hücrelerinin apoptozunu indüklediğini, malin tümörlerin büyümesini inhibe ettiğini, anti-tümör etkisi olarak sitokinler aracılığıyla bağışıklık sistemini modüle ettiğini ve tümör gelişimiyle mücadele etmek için kemoterapi ve fotodinamik terapi ile sinerjik olarak hareket edebileceğini göstermektedir.25,26,27,

PEMF tedavisi ve osteoporoz

        PEMF terapisinin bir gün; osteoporozun önlenmesi ve tedavisinde,  FDA onayı alabilmesi ile ilgili bilimsel kanıtlar giderek artmaktadır.29,30 PEMF tedavisi; kemik mineral yoğunluğunu ve osteoblast büyümesini artırır. Aynı zamanda; sitokinler, prostaglandinler ve hücre büyüme faktörleri yoluyla kemik dokusu tamirini pozitif yönde etkiler.31,32,33,34 Klinik ortamda bu durum;  seçilen terapiye dayalı iyileşmenin objektif ölçütlerini belgelemek için önemlidir. Kemik yoğunluğu testi skorları; uzun dönemde, osteopeni ve osteoporoz tedavisine verilen yanıtı izlemek için kullanılır. Kısa dönemde; klinisyenler tedaviye yanıtı izlemek için idrarda deoksipiridinolin (uDPD) seviyelerini kullanabilirler. Deoksipiridinolin, kemikte bulunan tip 1 kollajeni çapraz bağlar. Kemik döngüsünün yüksek olduğu durumlarda, deoksipiridinolin yüksek seviyelerde idrar içine dökülür. Kemik döngüsü azaldığında, uDPD seviyeleri düşer.

         Benim ön analizlerimde, PEMF tedavisinin osteoporozlu hastalarda UDPD’yi düşürdüğünü gösterdi. Bir hastada, UDPD seviyeleri, haftalık seanslarla, iki ay içerisinde yaklaşık % 53 oranında azaldı ve bu azalma ayda bir kez yapılan seanslarla devam etti. Bu bulgu; çift kör-plasebo kontrollü bir klinik araştırmada tekrarlanabilirse, PEMF tedavisinin osteoporozda pozitif olarak kemik remodelingini etkileme kabiliyeti olduğunu teyit edecektir. Şekil-1

Sonuç

        Abraham Liboff (Ph.D)’ un çok güzel bir şekilde belirttiği gibi “…”… canlı sistemi, fizik kanun temelinde beklenen sonuç olarak, belirli bir elektrik ya da manyetik işarete tepki veren elektromanyetik bir varlık olarak değerlendirmek mümkündür.” PEMF tedavisinin, kemikten beyine kadar değişen birçok biyolojik dokudaki faydalı etkileri bilimsel olarak belgelendi. Bu faydalı etkilerin nedeni; PEMF tedavisinin, hastalıklı dokuları destekleyen bir dizi biyolojik işlemi başlatmasıdır. Biyolojik bir sistemde; herhangi bir kimyasal veya fizyolojik tepki ortaya çıkmadan önce, her zaman bir enerji değişimi vardır. Spesifik titreşimli elektromanyetik frekansların kullanımı, bu terapötik enerji değişimini güvenli ve uygun maliyetli bir şekilde başlatır.

Vaka Çalışması: Titreşimli Elektromanyetik Alan (PEMF) Tedavisi Açık Kalp Cerrahisini Takiben Meydana Gelen Plevral Efüzyonu Azaltır . 

Özet

     Açık kalp cerrahisi yönyemiyle üçlü by-pass operasyonu olan 61 yaşında bayan hastada, progresif olarak kötüleşen nefes darlığı şikayeti meydana geldi.  Tekrar hastaneye yatırılan hastaya oksijen tedavisi uygulandı. X-ray’da; boyutları giderek artış gösteren büyük plevral efüzyon görüldü. Daha sonra birer gün arayla 20’şer dakikalık 2 PEMF tedavisi uygulandı. İlk tedavide değil fakat ikinci tedaviyi takiben nefes darlığında belirgin bir iyileşme görüldü. Kontrol X-RAY’inde, plevral efüzyonda belirgin bir azalma görüldü. Radyolog bunun terapötik torasenteze bağlı olduğunu düşündü fakat bu hastaya torasentez yapılmadı. Bu vaka çalışması göstermiştir ki; PEMF tedavisinin sadece iki invaziv olmayan uygulamadan sonra, büyük bir plevral efüzyonu azaltmak için kullanılabileceğini ve X-ışınlarıyla doğrulanan semptomlarda hızlı bir iyileşmeye neden olabileceğini göstermektedir.

Görüş Kısmı

      PEMF tedavisi yıllardır, birleşmemiş kemik kırıklarının ve hasarlı yumuşak dokunun iyileşmesini sağlamak için  kullanılmaktadır [1-3]. PEMF’in; dolaşımı arttırmada, inflamasyonu ve ağrıyı azaltmada  etkili olduğu gösterilmiştir [4,5]. Günümüzde; transkraniyal PEMF tedavisi, ilaca yanıtsız hastalarda antidepresan tedaviye alternatif olarak denenmektedir [1-3].

       Farklı PEMF cihazları mevcuttur. Giderek artan sayıda cihaza Kanada sağlık tarafından onay verilmekte ve sağlık gereçleri olarak ABD’ye girişine izin verilmektedir. Bu güne kadar, plevral efüzyonda PEMF’in etkinliğini dokümente eden bir değerlendirme bulunmamaktadır.

Vaka Çalışması

       61 yaşında bayan hasta 18 Temmuz 2013 tarihinde açık kalp cerrahisi yöntemiyle üçlü by-pass operasyonu geçirdi ve 9 gün sonra taburcu edildi. 31 Temmuz’da, evde nefes darlığı yaşaması üzerine oksijen tedavisi verilmek üzere hastaneye yatırıldı. X-Ray’da; sol akciğerde büyük bir plevral efüzyon görüldü. 3 Ağustos’ta eve yollandı fakat hala güç nefes alıp-verme şikayeti vardı. 2,9 ve 20 Ağustos’ta X-Ray çekildi ve plevral efüzyon boyutlarında artış görüldü (Resim-1) . 16 ve 17 Eylül’de; nabız biyogeribesleme temelli bir PEMF tedavi cihazı olan ONDAMED ile 2 adet 20’şer dakikalık seans uygulandı . Hastanın; İlk seansta değil ama 2. seansta nefes alıp-vermesinde belirgin bir iyileşme gözlendi.  18 Ekim’de X-Ray çekildi, iyileşme belirgindi. Radyolog bu durumu tedavi amaçlı torasenteze bağladı fakat hastaya hiç torasentez uygulanmamıştı. Bu durumun tek açıklaması 2 seans uygulanan PEMF idi. İyileşme X-Ray ile de gösterildi.

Aşağıda radyoloğun notları görülmektedir.

     9 Ağustos 2013: Sol alt lobta sıkıştıran atelektezi ile birlikte sol yanda büyük plevral efüzyon. 2 Ağustos ‘tan önceki X-ray görüntüleri ile karşılaştırıldığı zaman önemli bir değişiklik yok (Resim-1).

      20 Ağustos 2013: 9 Ağustos 2013 öncesi X-Ray’ler ile kıyaslama yapıldı. Sol büyük plevral efüzyon boyutlarında hafif bir artış vardı. Efüzyon, sol hemitoraksın alt 2/3’ünü kaplamaktaydı. Sıvı sol major fissürün üst kısmına doğru uzanıyordu. Sağ akciğer ve sol üst akciğer açıktı ve sağ kostofrenik sinüs iyi tanımlanıyordu (Resim-2).

18 Ekim 2013: Değerlendirme; 20 Ağustos 2013’te sol yanda büyük plevral efüzyona sahip olan hastada yapıldı (Resim-3).

Resim-1 Açıklaması: 61 yaşında bayan hasta, açık kalp cerrahisini takiben, sol alt lobta sol yan büyük plevral efüzyona sahip. 2 Ağustos 2013’te çekilen X-Ray’e göre boyutlarda değişiklik yok.

Resim-2: 9-Ağustos 2013 ‘den beri, sıvının sol major fissürün superior kısmına kadar uzandığı görüldü.

Resim-3: 20 Ağustos 2013 ile kıyaslandığında, sol yan plevral efüzyon boyutlarında dramatik bir azalma mevcut.

    (Çeviren notu: Bu kısım hala Radyolog notunun devamı) Hasta daha önce koroner arter by-pass geçirmiş. Kalp boyutu  normal sınırlarda. Pulmoner damarlanma normal. Sol yan plevral efüzyon boyutlarında; 20 Ağustos’a göre dramatik bir azalma mevcut. Bu muhtemelen tedavi amaçlı torasenteze bağlı (Not: Hastaya tedavi amaçlı torasentez yapılmadı).Sol plevral efüzyon boyutları şu an için küçülmüş. Sol akciğer tabanında hafif sıkıştırıcı atelektezi mevcut.

Sonuç

     Bir gün arayla yapılan, 2 adet 20 dakikalık PEMF tedavisi; açık kalp cerrahisi geçiren 61 yaşında bayan hastadaki plevral efüzyon azaltmada etkiliydi. Hastanın nefes alıp-verme yeteneği 2. tedaviyi düzelme gösterdi ve plevral efüzyonundaki azalma X-Ray ‘de belirgin olarak görüldü.